Fuzuli'den...
3/9/2007 -Kategori: edebiyat
Hasılım yok ser-i kuyunda beladan gayrı
Garazım yok reh-i aşkında fenadan gayrı
Ney-i bezm-i gamem ey ah ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cismimde hevadan gayrı
Perde çek çehreme hicran günü ey kanlı sirşk
Ki gözüm görmeye ol mahlikadan gayrı
Yetti bikeşliğim ol gayete kim çlevremde
Kimse yok çizgine girdab-ı beladan gayrı
Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı
Bezm-i aşk içre Fuzuli nice ah eylemeyem
Ne temettü bulunur ney'de sedadan gayrı
FUZULİ
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
TEMEBEEE
3/9/2007
ÇOK ÖSLEDİM SİZLERİİ
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
düş gücümde yıkanıyorum.aynı anda iki kez....
29/8/2007
Koskoca bi yaz tatilini daha geride bıraktım. Tatil güzel de okulumu da özlemedim değil..ÖSS sınavına 2 yıl kala 'okul' kelimesi biraz içimde heyecan ve korku uyandırsa da, o küçük,sevimli,disiplinli okulumu ne kadar özlediğimi farkediyorum gün geçtikçe.Ama şu okul bi bitse de tatilin keyfini çıkarsam,kitap yüzü açmasam dediğim günler de hatırımda...
Yaşamın en güzel anlarından biri olsa gerek öğrencilik anıları.Ahmey hocamın sallana sallan sınıfa girip herkesi selamladıktan sonra masasına otururken dudağını bükerek yoklama defterini imzalamasını,Necdet hocanın o çok beğendiği esprilerinden birini yapıp kahkaha patlattıktan sonra kendinden başka hiçkimsenin gülmediğini farkedince susmasını,urgül hocanın 'kızım saçını toplasan ' diye koridorda yankılanan sesini...... gerçekten çok özledim
Biliyorum ki, çok değil 3-4 ay sonra yine tatili bekleyeceğim.Ama okul yollarında yorulmak her ne kadar o an için cok kötü bir şey gibi görünse de çok güzel bi sey.Hatta oyollarda yorulmak kadar zevk veren bir şey yok.
İçimden geleni yazmak istedim.Aslında uçuk kaçık şeyler var aklımda yazmak istediğim ama zamanın yok.Birazdan gidiyorum bu şehirden.Dönünceye kadar hepiniz hoşçakalın......
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
NORMAL MİSİNİZ???
28/8/2007 -Kategori: felsefe
Normal nedir? Siz normal misiniz?
Bilim ve düşün insanlarından öncelikle "normal" kavramını tanımlamalarını istedik, Sonra da ekledik: "Siz normal misiniz?" Bir tane "normal"e rastlamadık.
İşte yanıtlarıyla Erdal Atabek, Afşar Timuçin, Önay Sözer, Ahmet İnam, Cengiz Gündoğdu, Gençay Gürsoy, Ali Nesin, Cem Mumcu ve Kaan Arslanoğlu.
Normal insanın belli bir denetim alanı içinde eylemesini sağlayan, davranışlarını biçimlendiren kural ya da kurallar bütününe verilen ad; toplum bilimlerinde yerleşik ya da beklenen toplumsal davranış biçimi; ne yapılması gerektiğine ilişkin üstü örtük toplumsal kural ya da örnek biçim (Felsefe Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınlan, s.1045).
Böyle bir tanımı okuyunca ilk akla gelen soru şu: Kim belirliyor bu normali? . ilk akla gelen yanıt: Kimler çoksa, onlar. İlk yanıt genellikle en yüzeysel olanıdır. Normun içine biraz daha girmeye çalıştığımızda, çoğunluğun gücüyle değil de, iktidarın gücüyle karşılaşacağımızı görürüz. Halk çoğunluğu ne zaman gücü eline almış ki, kuralları koyabilsin?
Bir toplumun içine doğuyoruz; etrafı çepeçevre sarılmış, farklılıkların değil de benzerliklerin arandığı, ortalamanın tutturulduğu grupların oluşturduğu bir topluma. Kurallar yani normlar, bizim aslında görmediğimiz, ama farkında olmadan kabul ettiğimiz ölçülerdir. Bu ölçülerin biçimlendiremediği bireylere de anormal diyoruz. Yaşama kendi rengimizi katmaya çalıştıkça, normların dışına çıkıyoruz.
Böyle düşünüldüğünde normal olan, sıradandır, normali seçmek güvenli bir yaşamı seçmektir ve normal olan ortalama olandır. Fakat bu sorgulamaların ötesinde normalliğe ihtiyaç duyduğumuz da, tartışılmaz bir gerçek. Normal olmak, yani toplumsal kabul görmek, iç dünyamızdaki huzuru sağlıyor. Öyleyse farklılıkların törpülenmediği başka bir toplum hayali gerekli...
Kafamızı karıştıran bu sorulan bazı yazarlarımızla konuştuk. Normal kavramı hakkındaki görüşlerini ve normal olup olmadıklarını sorduk. Ilginçtir, bir tane "normal"e rastlayamadık. .
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
UÇURUM GİBİ BİR UNUTMA
28/8/2007 -Kategori: felsefe
Böylece dibe hiçbir zaman ulaşılamadığından bütün hakikatler ve gerçeklikler yüzeysel görünüşlerin seviyesinde kalır.Dipten uzaklaşarak ondan ödünç aldıkları malzemeyle onu bulanıklaştırarak.Ulaşılamayan, hala senin gündüzünün hayal edebileceğinden daha derin bir derece gizlenir..
Ve uçurumun sonunun görünmesine engel olan bu katmanlardan yeniden geçmek isteyen büyük bir sessizlik ve uçurum gibi bir unutmayla karşı karşıya kalma tehlikesi içine düşer.Dünyayı döngüleri ve devrimleriyle ören bu uyku ve düşe girme tehlikesiyle.Uyanık bir tavırla, körü körüne bütün ufukların ötesine bırakmış olduklarının peşine düşme tehlikesiyle.
Ama bu tehlikeli macerayla ilişkili olan, anın bakışı altında zaten ölmemiş midir?Oluşun eylemlerine gelince zaten yok olmuş olan buzlar ve kayalr görülür.Ve görünüşte hala boş olana doğru yol alan hareket hızıyla ölü ağırlıkların almaştığı bu seyahatten nasıl sağ dönülecekti?
Ve düşündüğün her şeyin yaradılılını tamamlayabileceğini sanıyorsun.Ama onu gösterecek olan uçurumun aşağısı senden gizleniyorsa ona nasıl ulaşacaksın???
Böylece en güçlü yaratımların bir suç içerir.Gerçekten işlenmiş olsun olmasın, önemi yoktur bunun Her eyleminde onları yok eden bir uçurum cinayeti vardır...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
GİTTİN...
22/6/2007 -Kategori: edebiyat
bu kadar aci
duymazdim.
Acim yas olup akmaliydi gözlerimden.
AGLAYAMADIM...
Gittin...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa...
Tutkum seninle olmakti, tutkum teninde erimek, tutkum hayati sadece
seninle paylasmakti.
ANLATAMADIM...
Gittin...
Gidisini önlemek için tutmak vardi ellerinden.
Ellerim degil miydi her dokunusumda seni ürperten? Ürperirdin yine,
biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini, gitmek için biriktirdigin bütün
cesaretin kaybolurdu.
TUTAMADIM...
Gittin...
Bir yikim gibiydi gidisin.
Sen adim adim uzaklasirken benden, çöküp kaldi bedenim oldugu yere.
Nice terk edilislere dayanan bu yürek, bu kez yenilmisti.
Bu kadar zayif degildim ben kalkmaliydim. <******>******>
KALKAMADIM...
Gittin...
Oysa geldigin gün gidecegini biliyordum.
Hazirdim gidisine. Kaçak zamanlari yasiyorduk. Zaman bitecek ve sen
gidecektin.
Bense gidisinin ertesi günü hayatima kaldigim yerden devam edecektim.
DEVAM EDEMEDIM...
Gittin...
Bir sey söyledin mi giderken?..
"Kal" dememi istedin mi?
Son bir kez "Seni Seviyorum" dedin mi?...
"Bekle beni, dönecegim..." diye umut verdin mi?..
Beynim öylesine ugulduyordu ki.
DUYAMADIM...
Gittin...
Nereye gittigin önemli degildi.
Binlerce km. uzakta da olsan, iki metre ötemde de fark etmiyordu.
Artik yoktun ve asil bu düsünce beni felç ediyordu.
Kurtulmaliydim senden, bu yokluk duygusundan kurtulmaliydim.
KURTULAMADIM...
Gittin...
Unutulanlarin arasina katilmaliydin.
Anilari sandiga koyup hayati yeniden yakalamaliydim.
Bu ask noktalanmaliyd, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
YAPAMADIM...
Gittin...
Bir okyanusun ortasinda, tek küregi kaybolmus sandalda dev dalgalarla
bogusan bir denizciyim
simdi.
BIL KI SEVMEKTEN VAZGEÇMEDIM SENI,
BIL KI SENINLE BIRLIKTE, SEVDANI DA TASIYACAGIM YÜREGIMDE,
BIL KI;
SENI ASLA UNUTMAYACAGIM!!!!
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
hayat bana yalan söyledi...
22/6/2007 -Kategori: edebiyat
Maum düşlerimin o en sürgün adasında
Bakışları uzaklara dalıp giden şarkılar
Ve mevsimsiz solmuş bir çiçek gibi
Ayaklar altında nasıl ezilirse umut
Benim de güneşimi işte öyle çaldılar sevinçlerimi
Sensiz geçen her günü hesabıma yazdılar
Şimdi öyle uzak ki çay içip simit yediğimiz o günler
Kardeşine karne hediyesi uçurtma yaptığın günler öyle uzak ki
Oysa ben ,
Saçaklarda titreyen serçenin ekmek tanesine kanat çırpması
Ve bir anne duası kadar içten sevmiştim seni
Kaybetmek alnıma yazılmış sanki
Olmadı bitanem hayat bana yalan söyledi...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı


